Yirmi Saniyede

14 Mayıs 2012 Hikaye

Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri’nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
Hazreti Cüneyd:
- Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
Şeytan:
- Ey Sultanü’l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
- Defol mel’un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı…

İnsanın en zayıf damarı “Sensin!” denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam’a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur…

Hayvana Yapılan İyiliğe Ücret

5 Mayıs 2012 Hikaye

Ebu Hureyre (r.a.) Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu anlatır…
Bir yolcu, yoluna devam ederken, çok susamıştı. Bir kuyuya rastladı. İnip ondan su içti. Çıktığında bir baktı ki, çok susamış bir köpek dilini çıkarıp susuzluğunu toprak yiyerek gidermeye çalışıyor.
Yolcu:
- Bu köpek de benim biraz önce olduğum gibi çok susamış, der.
Kuyuya inerek ayakkabısına su doldururak köpeği su içirir. Allahu Teala’nın bu çok hoşuna gider, yaptığını muteber sayarak günahlarını affeder…

Ashabı Kiram dediler ki:
- Ey Allah’ın resulü! Hayvanlara yaptığımız iyilikte bize ecir, ücrety var mıdır?
Resulullah (s.a.v.) buyurdu..
- Her canlı hayvana yapılan iyilikte, ecir, ücret vardır..

Şeytandan Bir Mektup Hikayesi

25 Nisan 2012 Hikaye

şEYTANDAN MEKTUP !!! …

Seni dün günlük işlerini yaparken gördüm.
Namaz kılmadan, dua etmeden bir günü daha geçirdin.
Hatta yemek yerken ve yatarken bile dua etmek için vakit ayırmadın.
çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum.
Benimle olduğun için çok mutlu olduğumu söyleyemem.
Hatırlıyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum.
Doğruyu söylemek gerekirse: Senden Allah’tan nefret ettiğim için nefret ediyorum.
Allah beni cennetten attığı için bende seni kullanıyorum.
Seni de Allah’ın bana yaptıklarını ödetene kadar kullanacağım, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.
Biliyormusun ey İnsanoğlu !.
Allah seni seviyor, ama sen hayatın boyunca benim yanımdaydın. Bunun içinde seni ödüllendireceğim.
Hayatının berbat olmasını sağlayacağım. Biz ikimiz beraber kaldıkça bu Allah’ı çok üzecek.
Zaman senin hayatını kimin yönlendirdiğini O’na gösterecek.
Ve bu senin sayende olacak.
Geçirdiğimiz güzel günleri hatırla, insanları nasıl hor görüyorduk,
onlara küfür ediyorduk,
çılgın partilere gidiyorduk,
hırsızlık yapıyorduk,
nasıl iki yüzlü davranıyorduk,
sigara kullanıyorduk,
camii’ye gitmiyorduk, dedikodu yapıyorduk…..

Bunların hepsini kaybetmek istemezsin değil mi?
Hadi gel ey İnsanoğlu! Sonsuza dek beraber yanalım!…
Senin için çok şeyler düşünüyorum.
Bu mektupu sana ne kadar değer verdiğimi söylemek ve hayatının büyük bir parçasını kullanmama izin verdiğine teşekkür etmek için yazıyorum.
Ey İnsanoğlu, bazen sana çok gülüyorum.
öyle iğrençlikler yapıyorsunki, benim bile miğdemi bulandırıyorsun. Sen böyle devam et.
Yeni nesile yalancılığı, aldatmayı, kumarı ve camii yerine diskolara gitmeyi öğret.
Sen bunları onların yaninda yap ki onlarda seni örnek alsınlar. Bir zaman sonra onlarda aynısını yapacaklardır.
çocuklar böyle işte.
Neyse, şimdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye geleceğim..
Azıcık aklın olsaydı tövbe etmek için biryerlere giderdin ve yaşayacak olduğun bir kaç seneyi de Allah’la beraber geçirirdin.
Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslında, ama seni tanıyorum.
Sen zaten benim yanımdan ayrılmazsın.
Senin yaşında olan bir insanın hala günah işlemeye devam etmesi saçmalık olsada..
Sakın beni yalnış anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam edecek. Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yazıyı kimseyle paylasmazdın. ölüm bizi buluşturana kadar.

Kadına Yanlış Fikir Veren Komşunun Hikayesi

23 Nisan 2012 Hikaye

Ebû Müslim Havlânî, mâneviyat büyüklerinin hem de ileri gelenlerindendir. Kendisi ibadette, ahlâkta, zühd ve takvâda örnek bir tasavvuf büyüğüdür. Tâbiîn zamanında İslâm’a girmiş, ciddî bir araştırma tahkikten sonra girdiği İslâm’da öylesine ilerlemiş ki, kendinden önce girenler ondan sonraya kalmış, ondan feyiz alıp nasihat dinler olmuşlardır.
Ebû Müslim’in kendisi ilerleyip de hanımı geride kalmış değildi. Hanımı da hemen kendisine yakın şekilde mânen ilerlemiş, beyinin takvâsına yaklaşan bir iktisad ve kanâat ehli hâline gelmişti.

Bu yüzden birlikte oruç tutarlar, birlikte gece namazı kılarlar, yine birlikte vakit namazlarına hazırlanırlardı.

Hattâ “Hılletü’l-Evliyâ”da anlatıldığına göre, Ebû Müslim camiye giderken tekbir alarak evinden çıkar, namaza yönelirdi. Hanımı da onu tekbirle uğurlar, yine tekbirle karşılardı.

Ancak, bir gün durum değişti. Ebû Müslim, cami dönüşü evinin avlusuna girdiği halde tekbir sesi işitmemiş, bunun bir sebebi olacağını düşünmeye başlamıştı. Halbuki hanım evden dışarıya da pek çıkmaz, habersiz bir yere gitmezdi.

– Hayırdır inşâallah, diyerek kapıdan giren Ebû Müslim, az sonra elinde yemeklerle hanımının geldiğini gördü. Sofrayı hazırlayan hanım şöyle bir köşeye “Offf!” diyerek yığılıverdi.

Ebû Müslim şüphelenmeye başladı:

– Hanım, sende bir değişiklik var, nedir bu oflamalar?

Cevap verdi:

– Ne olacak, yorgunluk, bitkinlik! Bütün gün ev işleriyle meşgul oluyor, yorulup bitkin düşüyorum. Halbuki sen halifenin huzuruna girince bir hizmetçi istesen, seni kırmaz hemen verirmiş.

– Hanım, halifenin bana hemen bir hizmetçi vereceğini nereden biliyorsun? Benim böyle itibarım var mı ki?

– Varmış!

– Nereden biliyorsun?

– Nereden olacak, işte komşu kadını! O, senin böyle yüce bir itibara sahip olduğunu söyledi. Hem halifeden sadece hizmetçi değil, başka daha neler istesen alırmışsın. Onun için nüfuzunu kullanmanı, hizmetçi ile kalmayıp biraz da maddî yardım talebinde bulunmanı istiyorum.

Kendisini tekbirlerle namaza uğurlayıp, yine tekbirlerle karşılayan hanımının birden fikrinin bozulup dikkatinin dağıtıldığını gören Ebû Müslim, buna çok üzülür, ne yapacağını şaşırır.

Halife Hz. Muâviye’den böyle bir talepte bulunmayı asla istemez ama, kadın da bunda ısrar eder:

Bu defa gazaba gelen büyük velî, elini açar ve bedduasını yapar:

– Allah’ım, beni tekbirle namaza gönderip yine tekbirle karşılayan bu sâliha kadının kim fikrini çeldi, aklını bozdu ise, onun gözünü kör eyle!.

O anda evin öteki köşesinde bir feryat kopar!

– Ortalığı aydınlatın, gözlerim görmüyor!

Meğer geçim bozup, yuva yıkmakla meşhur olan komşu kadını henüz evdeymiş, birdenbire dünyasının karanlığa gömülmesini ışığın sönmesine hükmetmiş.

Ancak, bunun ansızın gelen körlükten başka bir şey olmadığını anlayınca başlamış büyük velîye yalvarmaya: – Ben ettim, sen etme!…

Bundan dolayı derler ki:

– Dindar hanımlar, dindar olmayan kadınların verdikleri yanlış fikirleri dinlememeli, yanlış fikir verenler de günün birinde mutlaka bir belâya uğrayacaklarını hatırdan çıkarmamalıdır!.

Nitekim komşu kadını yanlış fikir verdi, körlük cezasına müstahak oldu…

20 Kuruşun Hikayesi

27 Ocak 2012 Hikaye

Londra yakınlarındaki camii’ye bir imam gönderilmiş. Yeni İmam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman da aynı şoföre rastlıyormuş.
Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş.
İmam yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine “20 kuruşu geri versem mi ” diye düşünüyormuş.
Ama içinden bir ses diyormuş ki “Çok gülünç bir para ve şoförün umurunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten…
Sadece 20 kuruş onlara bir şey yapmaz.” Bu parayı saklayabilirim diye düşünmüş, ALLAHtan gelen bir hediye gibi…
İnecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki: “Paranın üstünü fazla verdiniz.”
Şöför gülümsemiş ve demiş ki : “Siz caminin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum, İslamı öğrenmek için. Bu yüzden bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim.” İnerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış neredeyse, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış.
Gözlerinden yaşlar dökülerek demiş ki: “ALLAH’ım az daha İslamı 20 kuruşa satıyordum!”
Unutmayın ki siz belki de müslüman olmayan insanlar için dinimizi tanıtan kişilerdensiniz,
Maalesef insanlar sizinle birlikte dinimizi de yargılayacaklardır.Londra Aziziye Camii 2 20 Kuruşun Hikayesi

Marangoz

18 Kasım 2011 Hikaye

Yılların marangozuydu. Saçlarını o küçükcük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika imalatı eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, hiç görülmedik bir özenle çalışırdı. Devamı

Aşığa Bağdat Irak Değildir…

16 Kasım 2011 Hikaye

Mağripli birisi Yahyâ Efendinin ismini duyup, görmeden ona âşık oldu. Yahyâ Efendinin nerede olduğunu bilmiyordu. Mısır, Şam, Halep ve başka birçok yer gezip Yahyâ Efendiyi aradı. Sonuçta  İstanbul’a geldi. Gördüklerine dâimâ; “Yahyâ Efendi nerede. Ey insanlar Yahyâ’yı biliyor musunuz?” derdi. Devamı

Sonraki Sayfa »