20 Kuruşun Hikayesi
27 Ocak 2012 Hikaye
Londra yakınlarındaki camii’ye bir imam gönderilmiş. Yeni İmam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman da aynı şoföre rastlıyormuş.
Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş.
İmam yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine “20 kuruşu geri versem mi ” diye düşünüyormuş.
Ama içinden bir ses diyormuş ki “Çok gülünç bir para ve şoförün umurunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten…
Sadece 20 kuruş onlara bir şey yapmaz.” Bu parayı saklayabilirim diye düşünmüş, ALLAHtan gelen bir hediye gibi…
İnecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki: “Paranın üstünü fazla verdiniz.”
Şöför gülümsemiş ve demiş ki : “Siz caminin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum, İslamı öğrenmek için. Bu yüzden bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim.” İnerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış neredeyse, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış.
Gözlerinden yaşlar dökülerek demiş ki: “ALLAH’ım az daha İslamı 20 kuruşa satıyordum!”
Unutmayın ki siz belki de müslüman olmayan insanlar için dinimizi tanıtan kişilerdensiniz,
Maalesef insanlar sizinle birlikte dinimizi de yargılayacaklardır.
Marangoz
Yılların marangozuydu. Saçlarını o küçükcük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika imalatı eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, hiç görülmedik bir özenle çalışırdı. Devamı
Aşığa Bağdat Irak Değildir…
Mağripli birisi Yahyâ Efendinin ismini duyup, görmeden ona âşık oldu. Yahyâ Efendinin nerede olduğunu bilmiyordu. Mısır, Şam, Halep ve başka birçok yer gezip Yahyâ Efendiyi aradı. Sonuçta İstanbul’a geldi. Gördüklerine dâimâ; “Yahyâ Efendi nerede. Ey insanlar Yahyâ’yı biliyor musunuz?” derdi. Devamı
Acı Bir Öykü
Askerliğini bitirmiş olan genç askerliğini yaptığı şehirden ailesini aradı:
-Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.
-Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz, diye cevapladılar.Oğulları,
-Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti.
-Arkadaşım savaşta ağır yaralandı.Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti.Gidecek hiçbir yeri yok, ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.
-Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.
-Hayır. Anne,baba,onun bizimle yaşamasını istiyorum.
-Oğlum,dedi babası,bizden ne istediğini bilmiyorsun.Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur.Bizim kendi hayatımız var,bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz.Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin.O kendi başının çaresine bakacaktır.Oğlu o anda telefonu kapattı.Ailesi ondan bir süre haber alamadı.Ama birkaç gün sonra,polisten bir telefon geldi.Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler.Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu.
Üzüntü dolu anne-baba oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler.Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler:
Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı.
Bir çoğumuz bu hikayedeki aile gibiyiz;
Güzel olan ya da birlikte olmaktan zevk aldığımız insanları sevmek bizim için çok kolay, ama bize rahatsızlık veren ya da yanlarında kendimizi rahatsız hissettiğimiz insanları sevemiyoruz. Bizim kadar sağlıklı, güzel ya da akıllı olmayan insanların yanından uzak durmayı tercih ediyor
Süper Bir Aşk Hikayesi
Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye.
Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı açıldı ve kız içeri girdi. Devamı
Bir Gülün Hikayesi
Onlarla yıllar önce tanıştım. Bir cafede yani yemekten sonra müzik dinlemeye gidilebilen bir yerde… Ben masalardan birinde, tek başıma vazonun içinde duruyordum. Canım sıkılıyordu aslında. Özel olarak bu iş için, evleri, cafeleri, restorantları ve iş yerlerini süslemek, insanlar tarafından sevdiklerine hediye edilmek üzere yetiştiriliyordum. Benim kaderimde de buraya satılmada vardı, sevdiklerimden ayrılmış, bu vazoya yerleştirilmiştim. Can sıkıntısı içinde akibetimi bekliyordum daha ne kadar yaşayacağımı bilmeden. Kimse benimle ilgilenmiyordu. O gelene kadar… Devamı
ömür Kumaş Gibi Degil Ki
Ünlü bir dokumacının özenle dokuyup sattığı bir top kumaşta bir kusur görülür
ve dokumayıca iade edilerek bedeli geri istenir.
Dokumacı parayı verir fakat iki
damla yaş süzülür yanaklarından.
sorarlar:
Niçin ağlıyorsun? Kumaşı verdik diye bu kadar üzüleceksen alıp gidebiliriz.
Paranda sende kalır.
dokumacı cevap verir:
Hayır kumaş için ağlamıyorum.
Onun bir kusuru görüldü ve geri çevrildi.Fakat, ya ömür boyu yaptıklarım…
Allaha arzolunduğunda böyle bir kusur yüzünden geri çevrilecek olursa, halim nice olur benim? Bir an bunu düşündüm de
ağladım.
Hayat kumaş gibi değil ki, düzeltilsin ya da tekrar dokunsun!






